Hakkımızda  -  İletişim
Arama  

 
  BİLGİ BANKASI
 
Prematüre
Yenidoğan
Aylara Göre Gelişim
Anne Sütü ve Emzirme
Yaşa Göre Beslenme
Kalp Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Bulaşıcı Hastalıklar ve Enfeksiyonlar
Sindirim Sistemi
Ürogenital Sistem Hastalıkları
Beyin Hastalıkları
Alerji ve Astım
Endokrin Sistem (Hormonlar)
Romatoloji
Parazitler
Çocuk Güvenliği
Çocuk Onkolojisi
  SÖZLÜK
  BRANŞ DOKTORLARI
Çocuk Cerrahisi
Kulak Burun Boğaz
Plastik Cerrahi
Ortopedi
Pedodonti ( Diş Hekimliği )
Beslenme ve Diyet
Evcil Hayvanlar
Dermatoloji
Göz Hastalıkları
GÖZ HASTALIKLARI
 

 
  TETKİK VE GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ
ENDOSKOPİ NEDİR KİME YAPILIR?
BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ
EKOKARDİOGRAFİ NEDİR?
 
Çocuk Psikolojisi
  ERKEN TANI İLE MUCİZEYE DÖNEBİLEN BİR KABUS: OTİZM
 

OTİZM

Victor, Bethlem  Kraliyet  Hastanesine 1799 yılında 5 yaşındayken getirilen, iki yaşından beri zor kontrol edilebilen, dört yaşında tek kelime söyleyemeyen, konuşmaya başladıktan sonrada kendinden üçüncü şahıs olarak söz eden, çocukları izlemeyi seven ancak yalnız oynamayı tercih eden bir kere duyduğu bir melodiyi ıslıkla çalabilen bir çocuktur. 1809 yılında yayımlanan bu olgu, ancak 1962 yılında başka bir araştırmacının Victor’daki belirtileri tekrar değerlendirip otizm tanısı koymasıyla en eski olgu örneği olmuştur. Otizm tanısı 1943 yılında ilk kez literatüre kazandıran Leo Kanner, her ne kadar biyolojik  yatkınlıktan söz etmiş olsa da, otizmi ruhsal bir  bozukluk olarak tanımlamış ve anne babaların soğuk, uzak ve aşırı denetleyici  tutumlarının hastalığa yol açabileceğini vurgulamıştı. Daha sonra yapılan çalışmalar Kanner’in bu  görüşü ile birlikte otizmi olan çocukların parlak zekalı oldukları otizmin  orta ve yüksek  sosyokültürel  düzeyde daha sık görüldüğü yönündeki görüşlerini de geçersiz kılmıştır. Bu gün artık otizmin ortaya çıkışında birçok risk etkeninin birlikte rol aldığı ve genetik etkenlerin önemli role sahip olduğu biliniyor .

Otizm karşılıklı sosyal ilişkide ve iletişimde ciddi ve yaygın bozukluğun olduğu, sınırlı, alışılmadık ilgi alanları ve yineleyici davranışların görüldüğü ve belirtilerin yaşamın ilk 30 aylık döneminde ortaya çıktığı gelişimsel bir bozukluktur. Hastalığın yaygınlığının 1960’lardan sonra giderek arttığı günümüzde yapılan çalışmalarda 10.000 çocuktan 10 ila 25’inde otizm görüldüğü bildiriliyor. Daha geniş tanımlamaların kullanıldığı ve otizm yelpazesi içinde bulunan ancak daha hafif şiddetteki belirtilerin de değerlendirildiği çalışmalarda, bu sayı 10.000’de 60’a kadar çıkıyor. Toplum örneklemlerinde otizmin yaygınlığındaki artışın gerçek bir değişimden çok,yeni tanımlamalarla,konuyla ilgili farkındalığın  artmasıyla ve otizme yönelik politika ve uygulamalardaki değişimlerle ilişkili olabileceği vurgulanıyor.

 

OLGU 

Sizlere otizmi olan bir hastanın ve ailesinin örnek öyküsünü sunmak istiyorum.Y. 3,5 yaşından 20 yaşına kadar bölümümüzde bazı hekimler tarafından izlenen bir çocuktur. Annesi bebekliğinde genel olarak uslu olmasına karşın kapının kapanması gibi seslere aşırı tepki verdiğini fark etmiş. Y.ek besinleri almak istememiş. Kalabalık olduğunda tepki gösterir,bağırırmış. Yürümeyi öğrendikten sonra bir süre boyunca kendi etrafında dönmüş. Çorba, süt ve elma dışında bir şey yemek istemiyormuş. Sütünü de hep aynı bardakta içmek için ısrar ediyormuş. Sürekli olarak deterjan kutuları üzerinde renkli yazıları ve duvar kağıtlarını yırtıyor, mandalina kabuklarını soyuyormuş. Televizyonda reklamları izlemeyi seviyor, annesinin kendisini sevmesine yalnızca reklam izlerken izin veriyormuş. Hep aynı sanatçıların şarkılarını dinlemek istiyormuş. Otomobil plakaları üzerindeki rakamlara ilgi duyuyormuş. Konuşamıyor, ancak kendi kendine şarkı sözlerini  tekrar ediyormuş. Adı ile seslenildiğinde bakmıyor, göz göze gelmekten kaçınıyormuş. Sürekli göz  kapaklarını açıp kapatarak “mim, mim” diye bir ses çıkarıyormuş. Yaşıtlarıyla hiç ilgilenmiyor, tek başına kibrit çöplerini yan yana diziyor, top döndürüyor ya da sehpa etrafında dönüyormuş. Eline aldığı  nesneleri koklayıp yüzüne sürüyormuş. Çok düzenli bir çocukmuş ve evde yapılan değişiklikleri hemen fark edip her  şeyi eski haline getirmeye çalışıyormuş. Aynı kıyafetleri  giymek istiyor, üzerine bir şey dökülse kıyafetini çıkarıp atıyormuş. Annesinin bir süre hastanede kalıp eve geri gelmesine hiç tepki göstermemiş. Uyku düzeni de çok bozukmuş. Annesi otizm ile ilgili bir kitap okuyana kadar çocuğunda zeka geriliği olabileceğini düşünmüş; babası ve hekim olan dayısı ise bir sorun  olmadığını, her şeyin düzeleceğini söylüyorlarmış.

3,5 yaşında geldiği bölümümüzde, bir çocuk psikiyatristi  Y; de zeka geriliği bulunmadığını, temel sorunun ilişki ve iletişim kurmakla ilgili olduğunu, onunla ilgilenilmesini ve yalnız bırakılmaması gerektiğini belirtmiş. Bundan sonra annesi zamanının büyük bölümünü  ona ayırmış, onunla konuşup nesneleri tanıtmaya, bedensel temasını arttırmaya, onun keyif  alabileceği oyunlar keşfetmeye başlamış. Ona çocuk şarkılarını tekrar tekrar söylüyor, sonra yarıda kesip onun tamamlamasını istiyormuş. Annesi giderek diğer çocuğunu ve başka çocukları da oyunlara katmaya başlamış. Üç ay sonra kontrole gittiklerinde hekimi gelişimin olumlu olduğunu, otizme özgü bir eğitime  de hemen başlamaları gerektiğini belirtmiş. Y. eğitim alıyor, anne ve babası da eğitim merkezinden kendilerine verilen eğitim planını evde uyguluyorlarmış. Arada Y.’ye  ve ailesine daha yoğun bir eğitim verildiği dönemler  de oluyormuş. İlaç tedavisi aldığı zamanlarda olmuş. Y. kelimeler söylemeye, sayı saymaya ve sonra da okumaya başlamış. Yaşıtları ile birlikte  anaokuluna gitmiş. Anne ve babası bu süreçlerde bir çok sıkıntı, zaman zaman hayal kırıklığı, engellenme, öfke ve suçluluk duygusu yaşamışlar ancak yılmadan çocuklarını desteklemeye, eğitim almasını sağlamaya ve kendileri de bu konuda eğitilmeye devam etmişler. Ailesi  Y.’yi altı aylık aralarda düzenli olarak hekime kontrole götürüyor, zorluklarını sıkıntılarını paylaşıp yeni bilgiler öğreniyorlar, nelere dikkat etmeleri, zorlukları nasıl ele almaları gerektiğini konuşuyorlarmış. Bu şekilde  Y.ilköğretimi de yaşıtları ile birlikte başlamış. Eğitimi sırasında anne ve babası hem öğretmenleri hem de  hekimleri ile sıkı bir işbirliği içinde olmayı hep sürdürmüşler ve önerilenleri uyguladıkları gibi kendi yaratıcılıklarını da kullanarak çocuklarının gelişimine katkıda bulunmuşlar. Y. özellikle lise eğitimi sırasında olmak üzere zaman zaman üniversite öğrencilerinden ek dersler  de alarak bir üniversitenin elektrik elektronik  mühendisliği ikinci öğretimini kazanmış ve halen bu okula devam ediyor. Akıcı ve düzgün bir şekilde konuşsa da fazla göz teması kurmuyor, konuşurken insanların yüzüne pek bakmıyor ve bakışlarını kaçırdığı oluyor.             

OTİZMDE   BELİRTİLER

Otizmde  en  temel  özellik  karşılıklı  etkileşim  ve  ilişki  kurma  becerisindeki sorunlardır. Otizmi  olan  çocuklar kendi  adlarına  ya da anne  babalarının  sesine  yanıt  verme  gibi sosyal davranışlar göstermezler. Yüz ifadesi göz teması, işaret  etme, bir  başkasının  dikkatini  belirli  bir  nesneye yöneltme, taklit  etme  gibi  sözel  olmayan  etkileşim  biçimlerini  kısıtlı  şekilde  kullanırlar. Diğer çocuklarla  ilişkileri  geç  gelişebilir, sınırlı  olabilir  ya da  hiç olmayabilir. Yalnız  yapılan  uğraşları tercih   eder, diğer  çocuklara katılmazlar. Genellikle  kendiliklerinden bir ilişki  başlatmazlar.             

İlgilendikleri  ve keyif  aldıkları  durumları  paylaşma, başkaları tarafından rahatlatılma sakinleştirilmeyi   arama gibi gereksinimleri bulunmayabilir. Karşılarındakinin ne düşündüğünü ve hissettiğini anlayamaz, sezemezler. Otizmi olan çocuklar sosyal ilişki kurma ve sosyal yargılanmada bir çok sorun yaşasalar da bu güçlüğe yönelik eğitim aldıkça ve büyüdükçe bir çok sosyal davranışı öğrenebilirler.

Otizmi olan çocukların sözel iletişimlerinde  de gecikme vardır; konuşmaları hiç gelişmemiş de olabilir. Karşılıklı   konuşmayı  başlatmadıkları gibi başkaları tarafından başlatılan  konuşmalara da tepki vermeyebilirler. Konuşulan  dili sosyal etkileşimde kullanmaktan  çok basmakalıp  ve yineleyici  şekilde kullanırlar. Ses tonu, ritim ve vurgu yönünden kısır, mekanik  ve tekdüze konuşurlar. Kendilerinden adlarıyla söz edebilir ,zamirleri karıştırabilir   ya  da başkalarının söylediklerini tekrar edebilirler. Sosyal taklitlere dayalı ya  da imgesel oyunları, beklenen gelişim düzeylerine uygun biçimde oynayamazlar.

İlgi alanları ve merakları kısıtlıdır. Hep aynı oyuncaklarla  ya da alışılmışın dışındaki nesnelerle (kablo, elektrik düğmesi, banka kartı gibi) uzun süre oynayabilirler. Nesneleri amacına uygun olmayan tarzda kullanabilir, onlara tuhaf şekilde bağlanabilir, nesnelerin belirli parçalarına  koku, tat gibi duyumsal özelliklerine ve  mekanik  hareketlerine (dönen nesneler, çamaşır makineleri, açılır-kapanır  kapılar gibi) fazla ilgi duyabilirler. İşlevsel olmayan ritüellere bağlı kalıp değişiklere aşırı tepki verebilirler. 

OTİZMİN TEDAVİSİ

Otizmde tüm belirtilere tam olarak etkili olan ve bütün olgularda işe yarayan tek bir tedavi yöntemi bulunmuyor. Çocukların bireysel özelliklerine ve işlev düzeylerine  göre yapılandırılmış eğitsel programlarla  onların sosyal, dil ve iletişim becerilerini  arttırmak ve uygunsuz davranışlarını azaltmak hedefleniyor. Zor durumda  olan aileler alternatif tedavileri  önerenlere  başvuruyor ancak bu girişimler başarılı olamadığından ailelerde büyük hayal kırıklığı yaratıyor.

Otizmin tedavisinde temel hedef otizmi olan çocuklarda sosyal beceri ve iletişim kurma becerisi kazandırılmasıdır. Sosyal  beceriyi ve iletişimi arttırmayı hedefleyen programın  yoğun ve uzun süreli, anne baba eğitimini ve işbirliğini kapsayan, pek çok ortamda  gerçekleştirilen  akran odaklı bir eğitim  programı olması öneriliyor. Otizmi olan çocuklarda sözel iletişimi arttırmaya yönelik olarak konuşma ve dil terapisi kullanılabilir. Uygun olmayan davranışların  belirlenmesini, sonuçlarının değerlendirilmesini ve bu davranışların değiştirilmesini hedefleyen ve daha çok davranışlara odaklanan tedavi yöntemleri de bulunuyor. Çocukların motor ve  öz bakım  becerilerini destekleyen eğitim programları, anne babalara yönelik  bilgilendirme  ve destek programları, okul öncesi dönemdeki  çocuklarda uygun düzenlemelerle anaokulu ve kreş eğitimi, daha büyük çocuklarda  ise akademik becerilere yönelik eğitsel programlar yararlı oluyor.

Otizmi  olan çocuklarda davranış sorunlarının düzeltilmesi, sosyal duyarlılıklarının arttırılması, öfkenin ve kendine zarar verici davranışlarının azaltılması, yenileyici davranışların, aşırı hareketliliğin ve uyku bozukluklarının giderilmesi için çeşitli ilaç tedavilerinden de yararlanılıyor.                           

Otizmi olan bireyler erişkin yaşa geldiklerinde sadece % 5-17’ si tam bağımsız bir hayat  sürdürebiliyor. Son yıllarda daha iyi seyir  gösteren hasta sayısının artması, erken tanı ve tedavinin artmasıyla  ilişkilendiriliyor. Otizmde erken yaşta tanı  konularak iyi düzenlenmiş bir eğitim programının başlatılması ve sürdürülmesi, beş yaşından önce konuşmanın gelişmesi ve zeka geriliğinin otizme eşlik etmemesi ,ileride hastalığın daha iyi bir seyir izleyeceğinin göstergeleridir.

 Yrd. Doç Dr Devrim AKDEMİR

TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi Mart 2010 Sayısında yayınlanıp yazılı izinleriyle alınmıştır

 

 

 

 
  Terimler Sözlüğü
  Kısa ürün bilgisi (küb) ve kullanma talimatının (kt) hazırlanmasında kullanılmak üzere...
  >>
  Kitaplar
  Bebek bakımı, çocuk ve ergen ruh sağlığı, ilk yardım yöntemleri hakkında önerdiğimiz kitaplar...
  >>
  Hipokrat Yemini
 

Hipokrat’in kim olduğunu, Hipokrat Yemini’ nin ne olduğunu biliyor musunuz?

  >>
  Linkler
  İnternet meraklılarının ilgisini çekebileceğini düşündüğümüz ve önerdiğimiz siteler.
  >>
  E-bülten Aboneliği
Adınız ve soyadınız
E-posta adresiniz